Watergarden

Foto-1: Watergarden İstanbul,

Paradoks olacak belki ama Bauman’ın “Akışkan Modernite”sindeki Mekan bölümünü okuyordum. Bir AVM’de. Sait ile Kadıköy’e gitmeye karar vermiştik ama yolda kararımızı değiştirdik. Yakınlarda bir yerlerde olan bir arkadaşa bir şey vermemiz gerekiyordu. O yüzden yol üzerinde, Ataşehir’de, Bulvar 216’daki Starbucks’a gittik. Çokta beğendiğim söylenmez. Sigara ve kahve güzeldi ama hava soğuktu. Sait emaneti teslim etmek için arkadaşın yanına gidince bende, o gelinceye kadar kitaba daldım. Alışveriş merkezleri ile ilgili bir şey okunacaksa yerinde okunmalı diye ironi yapmak içimi ısıtır mı bilmem ama Bauman’ın güzel şeyler söylediği kesin. Yabancı ya da öteki olana karşı iki tür muamele olduğunu söyler Bauman, aynen vücudumuzun yabancı bir şeyle olan durumunda olduğu gibi. Ya kusarız onu ya da absorbe ederiz. Eskinin kamusal alanı yabancı kişilerin bir araya gelip iletişim kurmasını ifade ederken günümüzde kamusal alan o özelliğini kaybetmiştir. Habermas’a göre özel alan kamusalı çoktan ele geçirmiştir. Bauman’a göre ise özel alanın kamusalı işgalinden ziyade mahiyet değişimi söz konusu. Mesele bu değil gerçi ama tüketim mekanlarında neden boy gösteriyoruz sorusu önemli. İnsanı tüketim tapınağının edilgen bir varlığı görmek açıklamıyor çoğu şeyi. Bauman niye tüketim mekanlarına gittiğimizi en iyi analiz eden düşünürlerden biri. Bunun üzerine düşünüyorum uzun süredir. Daha doğrusu okumalar yapıyorum. Sait dönünce biraz daha oturduk.

Sonra yola çıktık ve eve dönerken başka bir AVM’ye gittik: Watergarden İstanbul. Yeni açılmış. En azından ben ilk kez geliyorum. Görmek için girdik ama bir şeyler yedik ve içtik. Burası hakkında bir şeyler söylesem iyi olur.

İlk olarak Ataşehir deyince aklıma elit bir yer geliyor. Elitlik tartışılması gereken bir şey. Kime ve neye göre elit. Burda kastettiğim bu bölgenin İstanbullulara göre algısı. Finans merkezi olması planlanan bu bölge, bana göre, Türk usulü gecekondulaşmanın gökdelen versiyonu. Her yere plansız programsız yüksek binalar koyulmuş gibi. Zorlama bir kelime uydurursam “gökdelenkondu” bunlar. Son on yılda hızlıca artan bir olgu. Ama yaşam tarzı olarak Ataşehir, Anadolu Yakası’nın Nişantaşıdır diye yeni oluşan bir söylem var.

Foto 2- Watergarden İstanbul

İşte böyle yeni oluşan bir yerde devasa AVM’lerin olması da normal. Zira İstanbul’da boş bir yer ya AVM olur ya da AVM olur. Şimdi gezdiğimiz Watergarden Halk Bankası’na ait gökdelenin yanında. Merkezinde bir havuz var. Havuzda belli saatlerde ışıklı müzikli gösteriler var. Havuzun kenarına bir platform kurmuşlar ve Havuzbaşı Konserleri oluyormuş o sahnede. İlana göre 23 Nisan’da Demet Akalın konser verecekmiş.

Foto-3: Reklam Panosu

Havuzun etrafında iki-üç katlı binalar yükseliyor. Kafeler, restoranlar vs. Nostalji Sokağı adı altında bir sokakta eski bir Osmanlı Sokağı havası verilmeye çalışılmış bir koridor postmodern mimarinin minik bir örneği.

Yemek için KFC’ye gittik. Avrupa ülkelerinde KFC genelde dar gelirlilerin gittiği bir yer. O yüzden herhangi bir caddede görmek mümkün. Aynen bizde bir köşede ekmek arası satan bir dönerci gibi. Oysa bizde KFC nispeten pahalı. Ya da AVM’deki bir yer bizde otomatikmen görece seçkin olabiliyor. Daha doğrusu simgesel bir anlamı var bunun.

Foto-4: Tepsi üstü kağıdı

Şimdi bir yerde oturdum ve çay içiyorum. Havuzda ışıklı gösteri başladı. Arada ateşler de püskürüyor. Kaderin garip cilvesi ki Orhan Gencabay’ın “Yazıklar Olsun” adlı şarkısının remixi çalıyor. Aklım iki şeye gidiyor. 1-) Bir zamanlar seçkin denilen yerlerde Orhan Gencebay dinlenmezdi. TRT’de de yasaktı. Bu tür müzikler varoşların müziği idi. 2-) Otantik olan nedir, ne değildir. Bilinen bir olgu, kapitalizm ya da daha doğru ifadeyle küresel kapitalizm içine alıp absorbe etmeyi seviyor. Misal tavuklu pilav Türk insanının damak zevkine uygundur. Yemek yerken KFC’nin tepsi üstüne koyulan kağıt dikkatimi çekti. Yerel olanın bir şekilde uyarlanması. Ya da küresel olanı yerele satma mantığı. Coca Cola’nın ramazan reklamları gibi.

AVM’den çıkarken lüks restoranlar dikkatimi çekti. Az önce KFC üzerinden yaptığım analizin eksik olduğu aşikar. Bir AVM içindede yekpare bir tüketim biçimi ve müşteri yok. Burada gezinenler içinde de farklı gelir grubuna hitap eden yerler var. Yani bir yerde gezinirken aynı ruh hali söz konusu gibi ama yine de kim neyi tüketiyor fark yaratan bir durum. Yinede AVM dışındaki farka göre daha az görünür bir fark. AVM’ler anlık çoşku ve eşitlik hissi verdiği için heyecan verici ama yine de uçucu bir durum. Bu konuda ne okursam okuyayım, mutasavvıfların pazardan uzak durun tavsiyesi aklıma gelir. İyi ki gelir…