“Uzun Çarşının Uluları” Hakkında

Mithat Enç ismini üniversite yıllarında duymuştum. Her hafta arkadaşlarla buluşup çeşitli konularda sunumlar yapardık. Eğlenceli ve öğreticiydi benim için. “Türkiye’de Üstün Zekalılar” üzerine bir sunum hazırladığım esnada tanıdım Mithat Enç’i. İyiki tanımışım. Enç’in bizzat kendi hayat hikayesi müthiş. Eğitime, daha spesifik olarak özel eğitime katkıları büyük. Kendisi kör olduğu için ülkemizde körlerin eğitimi ile ilgili ilk çabalardan biri ona ait.

Şu an okuduğum kitabı ise, Uzun Çarşının Uluları adlı kitabı. 20. yüzyıl başı Antep’inde bir çarşıdaki insan portreleri var kitapta. Bu insan hikayelerini illa bir kelimeye indirgeyin dense “büyüleyici” derim ben. Evet gerçekten okurken insanı saran sarmalayan bir yanı var. İtiraf edeyim, hafiften gülümsediğim ve duygulandığım çok oldu.

Döneme ait meslekler, mekanlar, insanlar öyle güzel tasvir edilmiş ki bu yanıyla tarihi değeri olan bir eser.

Hikayeler içinde toplumsal değişimin izlerini sürmekte mümkün. Misal Bilader Ağa başlıklı bölümde otomobilin çıkışı, kılık kıyafet inkılabı gibi olguların o dönemdeki insanları ve mekanı nasıl etkilediğini görmek mümkün. Açıkçası, daha güzel olan Enç bu değişimi hayatın içinden anlatıyor. Mesaj vermek gibi kaygısı hiç yok. Alabildiğine rahat. Olaylara, gerçekten, kahramanların gözünden bakıyor gibi. Bir nevi çarşının soytarısı olan Bilader Ağa için şu sözleri ise, hayatta sanki herkesin ve her şeyin dönemi vardır önermesinin ispatı: “Devrini doldurduğu halde yaşamı sürdürmek zorunda kalmak dayanılacak soytarılıklardan değildi“. İnce bir dram. Berber Hüseyin ise bu durumu ” Herşey vaktinde gerek oğlum” diyerek anlatır.

Bu kitabı okurken aklım çocukluk yıllarıma gitti. Köprübaşı’ndaki bakırcı dükkanlarından yükselen sesler, o an elbette pek ilgimi çekmezdi ama sonraları, bakırcılık mesleği kaybolunca ve dükkanların yerine tek tek daha yüksek binalar inşa edince sessiz sedasız giden şeyler olduğunu anlıyor insan. Keşke bunları birileri yazsaymış.

Değişim kaçınılmaz ve hatta küreselleşme çağında eskiye dair nesneler, meslekler, mekanlar biçim ve içerik değiştirirken, mekanın o an ki fotoğrafını çekmek ve hikayeler devşirmek oldukça önemli. Şu aralar hor görülse de “tasviri yöntem” ve “monografya çalışmaları” hala ciddiye alınması gereken bir şey. Şüphesiz, bu yöntemler daha küçük mekan birimini ele alıp içine sözlü tarih boyutuda katılırsa güzel olur. Örneğin, genelde “tüketim mekanı” ve ona dair terminoloji ile ele alınan AVM aslında hayatın aktığı bir yerdir. Sabah mahmur gözlerle kepenk açan tezgahtar kız, gece kamyondan mal boşaltıp mağazaya taşıyan adamın hem AVM içinde hem de dışında bir hayatı ve dolayısıyla bir hikayesi var. Acaba yüz yıl sonra AVM’ler hakkında ne diyecek insanlar!..