Trafik

Unutmuşum. İstanbul trafik sıkışıklığı demek aynı zamanda. Ümraniye’den 14 BK’ya bindim Kadıköy’e gideceğim. Daha Göztepe Köprüsü’ne bile varamadım, trafik resmen durduğu için geç kalacağım büyük ihtimalle. Oysa o kadar da erken çıktım. Büyük laflar etmeye gerek yok. İstanbul’da gündelik hayat beklemek, bir yere yetişmeye çalışmak ve yine beklemek ile geçer. Yol kenarındaki parkta orta yaş üstü insanlar sabah sporunu yapıyorlar. Küçüçük parkta bir kaç spor aleti ve buraya nereden geldim diye bakınan tek tük ağaç arasında spor ne kadar mümkünse artık. İstanbul denen beton denizi içinde akmaya çalışan trafik şüphesiz insanları gergin yapıyor. Üstüne üstlük burası finans merkezi olsun diye bir sürü gökdelen de arzı endam ediyor şehrin bu bölgesinde. Şu an trafik durduğu için insanlar inip yürümeyi tercih ediyorlar. Demek ki inecekleri yer yakın. Kadıköy çok çok uzaklarda ve hala araçlar milim milim ilerliyor. Sabah güneşi eğer otobüste isen kirlidir. Evden çıkarken ne kadar dinç ve rahat olursan ol, İstanbul’da otobüs içinde isen bütün her şey gerginliğe dönüşür. Sonra bir an İstanbul’un bu haline üzülürsün. Çok değil kısa bir süre sonra asıl kendine acırsın. Ne kadar çabalasan da, ne kadar didinsen de İstanbul canavarı insanı ezer geçer. Sonra dersin ki mekanı insan inşa eder. Suçlu ararsın. Suçlu yoktur ya da soyut bir suçtur bu her dönemin iştirak ettiği. Az biraz ilerlese araba mutlu olursun. Kimseyi aramazsın geç kalıyorum diye. Çünkü İstanbul’da kimse bir yere zamanında gitmez. Hatta bazen geç kalıyorum diye panik içinde koşturduğun bir yere belirlenen zamandan geçte varsan erken gitmiş olursun. Çünkü buluşacağın kişi hala yoldadır. İstanbul’u çoğu zaman bu sıkışıklık ve koşturmaca hali inşa eder. İstanbul der geçersin ve yine de varacağını yere varırsın.