Kategoriler
Uncategorized

Mekanın Seçkinleştirilmesi (Gentrification)

En genel ifadeyle, alt sınıfa mensup insanların yaşadığı semtlere orta-üst sınıfın yerleşmesi. Sınıf derken ekomik anlam kastediyorum. Değişik türleri vardır. Daha doğrusu mekânın “seçkinleştirilmesi” anlamına gelen bu süreç her yerde farklı bir hâl alabiliyor. Ülkemizde ise durum üç aşağı beş yukarı şöyle; Bir defa olay şehir merkezindedir. Ya da eskiden şehir dışı olsa da günümüzde şehir içindedir. Gentrification’a tabi semtlerin geçmişe ait hikayeleri de farklı olabilir.Kimi mahalleler bütün geçmişi boyunca fakirdir. Kimileri ise geçmişte zenginlerin ve elitlerin tercih ettiği mekanlardır. Geçmişte mahallenin meskunları ister fakir olsun ister zengin, bu kavramın uygulanacağı yerlerin günümüzde yoksul, fakir ve öteki kabul edilen insanlardan oluşması gerekir.

Dar gelirlilerin iskan tuttuğu semtlere üst gelir grubuna ait insanların yerleşmek istemesiyle başlar süreç. Buralar tehlikeli yerlerde olsa, binaları metruk da olsa, sakinleri daha alt seviyede de olsa; şehrin merkezinde yer aldığı için cazip yerledir. Gelirler ve yüksek bedellerle binaları kiralarlar ya sa satın alırlar. Buralara nispeten lüks kafe, restorant, sanat galerileri vb açarlar. Semt sakinleri eski kira bedelleriyle evlerinde kalamaz olur. Çünkü yan bina binlerce dolara kiraya verilmiştir ve bunu gören ev sahibi kirayı artırmak ister, daha doğrusu eski kiracıyı çıkarmak ister. Çünkü ev sahibinin istediği kirayı yalnız mahallenin müstakbel sakinleri verebilir. Bu durumda mahalle sakinleri yavaş yavaş buraları terk etmek zorunda kalırlar. Terketme öncesinde ve terketme esnasında vurdu kırdı olması cepheden çekilme psikolojisidir.

İstanbul’daki vakıaya en güzel örnek Sulukule, Balat, Cihangir, Galata, Tophane, Tarlabaşı semtleridir. Konu İstanbul olunca, her yer, her semt, her mahalle nevi şahsına münhasır olduğu için, yukarıda ismi zikredilen semtlerin “gentrification” süreci de ayrı ayrı değerlendirmelidir. Mesela dünyada bu vakıanın görüldüğü her yerde mahallenin sakinleri süreçten rahatsızdır ve yerel idare bu rahatsızlığı gidermek için az veya çok sosyal projeler geliştirmeye çalışır. Fakat Sulukule örneğine baktığımızda rahatlıkla görürüz ki mahalle sakinlerinin fikirleri, geçmişleri, değerleri tamamen yok sayılmıştır ve hatta yok edilmiştir. Olması gereken mahallenin dokusu zedelenmeden ve mahallenin dâhili-harici sorunları göz önüne alınarak kentsel dönüşüm süreci oluşturmaktı. Bir mahalleyi yok etmek aynı zamanda bir kültürü yok etmektir. Sulukule mahallesi ne kadar olumsuz çağrışımları olursa olsun “bize ait” ve şehrin hafızasında izleri olan bir mahalledir, mahalleydi. Yıkılan mahallenin yerine inşa edilecek Osmanlı mimari tarzında evlerin ne kadar bizden olduğu tartışılır. Şeklin ve betonun; kültüre ve ruha yine galip gelmesi. Belli bir kültürü olan mahallelere dair işlem yaparken oldukça dikkatli olunmalıdır. Karagümrük, Balat, Çarşamba vb gibi köklü mahalle kültürü olan yerlerde yenilik yapılırken geçmişten günümüze gelmiş ve geleceğe intikal edecek olan ya da etmesi gereken sosyal dokuyu zedelememeye dikkat edilmelidir. Yenilik her şeyden önce semt sakinlerine bir şeyler katmalıdır. Oysa İstanbul’un en radikal kentsel dönüşüm örneklerinden biri olan Sulukule Mahallesi’nde Sulukuleliler, bu dönüşümden bir şey kazanmadıkları gibi yok sayılmışlardır. “Sulukuleliler” ifadesi bir aidiyetin adıyken, bu semt yok edildiği için, amahallenin eski sakinlerine  artık Sulukuleliler değil de çingene diyeceğimiz yaşanan dönüşümün ilk ve en önemli yansımasıdır. Eski Sulukulelilerin bir çoğunun geceleri Karagümrük meydanında cümbür cemaat çaylarını yudumlaması sosyal doku, sosyal yapı denen şeyin aslında az da olsa ciddiye alınması gerektiğinin göstergesi değil midir? Ya da Karagümrük Mahallesi de bir dönüşümden  mi geçmelidir?

Gentrification kavramı Türkçe’ye ilk zamanlarda genellikle “soylulaştırma” olarak tercüme edilip kullanışmıştır. Ancak sınıfsal bir çağrışım yaptığı için doğru bir çeviri değildir. Bazı kaynaklarda “kente geri dönüş hareketi” olarak adlandırılan süreç bazı çalışmalarda “mahallenin canlandırılması”(neighborhood revilazition) olarak adlandırılmıştır. Bazı çalışmalarda “kentsel sızma”, “ seçkinleştirme” olarak isimlendirilen kavram ülkemizde en çok “Kentsel Dönüşüm” olarak bilinmektedir.

“Kentsel Dönüşüm” son 10 yıldır tedavülde olan bir kavram. Peki bu kavramın tedavülde olmasının arka planında neler vardır? Bunu anlamak için öncesine bakmak yani kentsel dönüşüme konu olan yerlerde yaşanan göç olayını iyi analiz etmek gerekir. Türkiye 1950 yılından sonra köyden şehre doğru hızlı göç yaşamaya başlamış bir ülkedir. 1950’lerde İstanbul’a gelen ilk kuşak hakkında yapılan araştırmalar bu göçmenlerin farklı dinamiklerle boşalmakta olan Fatih, Eminönü, Beyoğlu’nun tarihi konut alanlarına yerleşerek bu alanları kendilerine göre uyarladığını göstermektedir. Bu tarihi semtlerin yeni sakinleri Anadolu’nun çeşitli şehirlerinden gelen göçmenler olmuştur. Bu kuşağın çocukları olan ikinci kuşak arasında şehre tutunamayanlar kaybolup gitse de belli bir bölümü sermaye birikimi ve siyasete olan etkileri ile şehrin geleceğinde önemli aktörler olmaya başlamıştır. Bu sürece daha sonra gelen göçleri de eklersek durum daha kaotik bir hâl alır. 1950 yılından sonra yaşanan göç ile beraber semtin eski sakinleri semti çoktan terk etmişken, ilk gelen göçmenlerin tarihi yapıyı kendilerine göre uyarlamasından sonra ikinci kuşak da bu tarihi konut alanlarını terk etmiştir. Bu alanlara nispeten daha yeni olan göçmenler yerleşmiştir. Bugün tarihi semtlerde iskân edenleri suçlayanların ebeveynlerinin bir kuşak önce aynı suçlamalara maruz kalması ayrı bir sosyolojik olgudur? İstanbul’u mahvettiler sözünü çokça kullananların bir zamanlar aynı ithamlarla karşı karşı karşıya kalmış olması ve bu unutmuş gözükmeleri görece sınıf atlamanın  işaretidir ya da acaba eski göçmenler bu mekanları şehrin yeni göçmenlerine layık mı görmüyorlar?..

Bunlar üzerinde durulması gereken konulardır. Kentsel Dönüşüm ama neye dönüşüm. Var olan dönüşüm acaba tarihi olana mı dönüştür yoksa bütün dönüşüm sadece ekonomik alanda mı yaşanmaktadır. Ve bu dönüşüm yaşanırken toplumsal unsurlara ne kadar dikkat edilmektedir?..

Gentrification süreci kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu kaçınılmaz olan süreçten zarar almadan nasıl faydalı çıkılabileceği ya da zarar alınıyorsa en az zararla nasıl çıkılacağı üzerinde durmak gerekir.

Genel olarak iki yaklaşım vardır: Gentrificiation, kimilerine göre “silici ve sosyal coğrafyayı yok edici” olarak değerlendirilirken kimilerine göre “ kent parçalarının geri dönüşümü, yükseltilmesi ve rönesansı” olarak kabul edilir. Açıkça görüleceği gibi birinci yaklaşım olgunun olumsuz yanlarına dikkat çekmeye çalışırken ikinci yaklaşım ise ağır basan pozitif yandır. İster birinci yaklaşım olsun ister ikinci yaklaşım olsun şu bir gerçektir ki süreç kaçınılmazdır.

Süreci daha iyi anlamak için bu iki yaklaşımın bileşenlerini aynı anda doğru analiz etmek gereklidir. Kaotik bir ortamın oluşacağı bu süreçte süreci etkileyen unsurların hiçbiri ihmal edilmeden bütüncül bir bakış açısı yani sosyal, kültürel, ekonomik ve politik unsurların hepsi göz önüne alınarak incelenmelidir: ” Sosyo-kültürel bileşenler (yeni orta sınıfın tüketim kalıpları, değişen demografik yapısı ve yaşam şekli; kültürel faktörler; cinsiyet; ırk ve eğitim), Ekonomik bileşenler(ekonomik değer farklılıkları, arsa ve konut pazarı, ekonomik yeniden yapılanma, yeni konut üretimi ve ulaşım maliyetleri) Politik bileşenlerin(devlet politikaları ve devlet yardımları). Bütün bu bileşenlerin etkisiyle yaşanacak değişimler de sadece mimari alanda değildir: Muhtemel değişimler: Sınıfsal değişim, değer artışı ve buna bağlı yerinden edilme, ticaretin yapısında yaşanan değişim, yapıların fiziksel iyileşmesi” 1

İstanbul’da kentsel dönüşüme konu olan alanlar 4 başlık altında gruplandırılabilir.

  1. Birinci dalgada süreç bireysel girişimlerle şekillenmiştir. (Arnavutköy,Ortaköy, Kuzguncuk).
  2. İkinci dalgada süreç yoğun kültür ve eğlence etkinlikleri çevresinde şekillenmiştir. (Galata, Cihangir, Asmalımescit)
  3. Üçüncü dalgada süreç daha organize bir şekilde hazırlanan kamusal yatırım projeleri üzerinden biçimlenmiştir. (Fener, Balat)
  4. Dördüncü dalgada ise, kamulaştırma çalışmaları ile etki alanı daha geniş ancak sosyal yönü oldukça zayıf projeler hazırlanmaya başlamıştır. Sulukule Projesi ile başlayan dördüncü dalgadaki yenileme projelerinde ekonomik kalkınma ve rant en büyük dinamiği oluştururken, yatırımcılar süreçte en büyük rolü üstlenmektedir.
1. Begüm Şişmanyazıcı, Hülya Turgut Yıldız, Mimarlık Dergisi 352,  “Tarihî Kentsel Alanlarda “Toplumsal ve Mekânsal Yeniden Yapılanma”: Fener ve Balat Örneği”