Kategoriler
Uncategorized

Defterler ve Yeni Teknolojiler Arasında Bilinmeyen Yerler

Bu yazı uzun bir süredir çalıştığım bir konunun nihayete erdiği bir zamanda kaleme alındı. Dolasıyla duygu ve geçmişe dönük bakışlar içermesi normaldir. Yaşadığımız anı düşünürken sürekli geçmişi yeniden kurma özelliğimiz bana hep ilginç gelmiştir. Şimdi de öyle; şu anı yazıyorum ama ister istemez yakpare bir zamansallık söz konusu.

Uzun bir çalışma dedim ya, gerçekten uzun bir çalışma sürecinden sonra nihayet kitabın yayımlanma aşamasına doğru yaklaşıldı. Çalışmanın içeriği ve kitap ile ilgili bilgi vermeyeceğim. Yayımlandığı zaman büyük bir keyifle burada da bahsederim ama benim asıl üzerinde duracağım mevzu başka.

Çalışma masamın hemen karşısındaki duvara notlar yapıştırırım. Madem kitabın yazım süreci bitti, o halde temizlik zamanı dedim ve bir anda bambaşka halleri evrildim.

Coğrafya’ya dair en sevdiğim kelimelerin başında “Terra incognita (Bilinmeyen/Keşfedilmemiş Yerler)” kelimesi gelmektedir. Bu kelimeyi ve sonrasındaki macerasını öğrenince büyülenmiştim. Malum, bu coğrafî keşifler çağının kelimesidir ve yeni dünyanın keşfedilmemiş topraklarına göndermedir. Yine malum, zamanla dünya üzerinde keşfedilmeyen yer kalmamıştır. O kadar ki insan eli değmeyen yer neredeyse yok gibidir. O yüzden, bu çağda “terra incognita mı kaldı birader!..” diyenler de haklıdır. Lakin, varoluşçu coğrafyacıların bu kelimeyi çok sık kullanmaları ayrıca etkileyicidir. Evet, dünya üzerinde keşfedilmemiş yer kalmamıştır ama insanın bizzat içindeki yerler hâlâ muammadır. Bu coğrafyacılar için yer duygusu, yere bağlılık, aidiyet, kök hissi, yersiz yurtsuzluk gibi duygular bizim için dünyayı tam bir “keşfedilmemeş diyarlar” haline getirmektedir.

Artık bu kelimeye metinlerde rastlamam derdim ama daha geçenlerde “Dijital Coğrafyalar” ile ilgili bir makale okurken yargım değişdi. Yazı günümüzde siber dünyanın terra incognita halinden bahsediyordu. İnternet ve mekan ilişkisinin analize muhtaç durumu bir nevi.

Evet, gerçekten de internet tam bir bilinmeyen yerler manzumesi. O kadar çok şey birbirine girdi ki sanki bütün her şeyi yeniden zemine oturtmak ve belli bir çerçeve içine almak gerekli gibi. Gibisi fazla; kesin öyle!..İnternet ve bilgi coğrafyaları çağımızın bilinmeyen diyarı.

İlk günlüğümü lise yıllarında tutum. Sonrasında da birkaç tane daha. O defterlerin hepsini attım. Sebebi basit; “zihinsel mastürbasyon” dediğim tarzda metinlerdi bunlar. İstenirse ergenlik sayıklamaları da denebilir.

Günlük tarzında olmasa da hep hayatımda defter oldu. Defterleri seviyorum. İçinde okuma notları, şiir, kitap isimleri, yapılacaklar listesi vb şeylerin olduğu bu defterler bazen yarıda kaldı bazen de tamamını bitirdim. Dil çalışma süreklilik gerektirdiği için bu defterler aynı zamanda kelime ezberi yaptığım bir araçtı. Kim bilir hangi köşede bıraktım onları?..

Hayatımıza bilgisayar girince de defter tutmaya devam ettim. Lakin bilgisayar çoğu şeyi değiştirdi. Her şeyden önce internet vasıtasıyla not tutma ve o notları depolama işi tabi ki. Akıllı telefonlar, bulut uygulamaları ile artık yepyeni bir durum ile karşı karşıyayız.

Post-yapısalcı coğrafyaların en önemli amacı dualistik düşüncenin zıtlıklarını aşma çabasıdır. Buna göre zıtlıklar zihinseldir; oysa hayat bir bütün halinde akar ya da oluşur ve oluşu kavramak lazım.

Siber mekan ve gerçek mekan, sanallık ve gerçeklik gibi zıtlıklar belli bir durumu gösterse de olguyu eksik kavramamıza sebep olmaktadır. Sanırım yukarıdaki fotoğraf bunu güzel bir şekilde örneklendiriyor.

Peki, not tutma bağlamında o fotoğrafta neler vardır?

Masa üstündeki defter, kalem, duvardaki stikırlar, masanın yanındaki çantanın içindeki bilgisayar, elimde fotoğraf çektiğim akıllı telefon, bilgisayardaki yazılar, akıllı telefondaki notlar ve fotoğraflar, Google Drive’da depoladığım notlar vb.

Tabii, bir de şu an bloga yazdığım yazı.

Elbette bütün bunlara ilaveten; duygular, düşünceler ve hatıralar. İşte bunların hepsi içiçe ve bir oluş halinde.

Görünen o ki; her an yeni bir terra incognita’ya gebe!..