Coğrafya Nedir ve Coğrafyadaki Temel Kavramlar

Ders Notları-1: Coğrafya Nedir ve Coğrafyadaki Temel Kavramlar

Coğrafya, aslında insanın kaderidir” şeklinde bir inanç gelişmiştir. Dünya’da yaşayanların çok büyük bir çoğunluğu için “doğum yeri” tüm yaşamının en güçlü, en önemli belirleyicisidir. Günümüzdeki modern gelişmelere, giderek artan küreselleşmeye rağmen doğum yerinin kritik bir önem taşıdığı gerçeği hâlâ geçerlidir. Konuşulan ilk dil, yenilen ilk gıda, mensup olunan din, giyilen ilk giysiler ve başka birçok şey doğum yeriyle, yani “coğrafya”yla bağlantılıdır.

Coğrafya geçmişte, farklı kimselere farklı zamanlarda farklı şeyler ifade etmişti; şimdi de farklı şeyler ifade etmektedir. Bazılarında uzak yerlerle ilgili imajlar uyandırıp, hiç kimsenin gitmediği yerlere giden cesur kâşifleri hatırlatırken; diğer bazıları için de coğrafyacı, dünyanın en uzun nehirleri, en yüksek dağları, en büyük şehirleri hakkında ansiklopedik bilgisi olan bir kişidir –televizyondaki bilgi yarışmaları için paha biçilmez fakat başka zaman işe yaramaz bir tür konuşan atlastır o. Çoğu kimseye, coğrafya, yer adlarını ezberlemekten ibaretmiş gibi gelir. Yer adlarını bilmek tabii ki coğrafya değildir. Yer adlarını bilmek coğrafyanın araçlarından birisidir; nasıl ki saymasını bilmek matematiğin, okumasını bilmek de edebiyatın bir aracı gibiyse.

Bu açıdan bakıldığında, coğrafyacılar arasında yaygın olan sayısız efsaneden biri de “sonradan coğrafyacı olunmadığı, coğrafyacı doğulduğu” şeklindedir. Belki de doğrudur, ama öyle olmasa bile ünlü fiziki coğrafyacı William Moris Davis’in (1892) şu sözleri, yüzyıla yakın bir süre sonra bile önemini hâlâ koruyor:

“Birçok mesleğin coğrafya ile yakın teması vardır –örneğin birçok topograf, birçok pilot, postanede çalışan çok sayıda memur ve taşımacılık şirketlerinde danışmanlık hizmetlerinde çalışanlar gibi coğrafyayla şu ya da bu şekilde teması olanlar vardır; ama çok az sayıda profesyonel coğrafyacı –böyle tanımlanmayı hak ediyor- bulunmaktadır. Birçok kimsenin dünyanın uzak köşelerine, her yere yolculuk ettiği de doğrudur ve bunlardan bazıları çok eğlenceli kitaplar da yazmışlardır; ama seyahat, seyyahı botanikçi ya da tarihçi yapmadığı gibi, coğrafyacı da yapmaz.”

Coğrafyada, diğer inceleme alanlarında da olduğu gibi, bazı temel bilgileri toplamakla işe başlanır; bu da ‘nerede’ sorusunun sorulmasıyla olur. Çevresel özelliklerin, insanların ve faaliyetlerin yerlerini ve adlarını bildikten sonra, beşeri coğrafya aşağıdaki soruların cevaplarını arar: Niçin insanlar ve faaliyetler şimdi bulundukları yerdedirler? Bir yerdeki özellikler ve faaliyetler orayı diğerlerinden farklı kılmak için nasıl bir etkileşim halindedirler ve farklı yerler arasındaki ilişkiler nelerdir? Neden ve niçin bu dağılımlar değişmektedir?

Bu bağlamda, coğrafya ülke başkentlerinin adlarını ezberlemek de değildir ama neden o şehrin ülkenin başkenti olduğunu ve eğer başka bir yer başkent olsaydı nelerin değişmiş olacağını sorar. Coğrafyacılar lokasyonla (konumla) ilgili hususları ve farklı yerlerde meydana gelen olayların birbirleriyle ilişkilerinin neler olduğunu bilirler. Bu yüzden de, coğrafyayı “ayrı ayrı yerlerdeki tüm fiziksel ve beşeri olguların etkileşimi ve yerler arasındaki bu karşılıklı etkilenmenin hangi kalıpları yarattığı ve mekânı nasıl örgütlediğinin incelenmesi” olarak tanımlayabiliriz.

Coğrafyanın ideolojisi dünya hakkındaki bilgileri edinmek ve bunu toplum yararına uygulamaktır. Güncel önemli bir konu hakkında ilgili bir karar vermek ya da bilgi edinmiş olarak fikir öne sürebilmek ya da bu bağlamda bir soruyu cevaplayabilmek için kişinin ne tür bilgilere ihtiyacı vardır? Burada bilginin ne kadarının coğrafi olacağı, gereken bilginin türü ve toplum yararından ne anlaşıldığı önemlidir; ikinci sorunun cevabı birinciyi şiddetle etkiler. Toplumla ilgili hedefler edinilecek bilgi türünün tanımını ve nasıl kullanılacağını etkilediği için, coğrafyacının araştırma/inceleme alanını da bu belirleyecektir.

Ünlü filozof Emmanuel Kant “coğrafya için önemli olan şey dünyaya bakış açısıdır -gerçekten, eğitimli bir kişi için temel olarak kabul edilen tek bakış açısı” diyerek coğrafi bilgi edinilmesinin bu bakış açısının kazanılması bakımından önemini vurgulamıştır. Ama bu tür bilginin kazanımı günümüz dünyasında ‘coğrafi cehalet’ (yerlerle ilgili bilgisizlik) giderek artıkça daha da zorlaşmaktadır. Uluslararası ilişkiler profesörü Walter A. McDougall (2003) bu konuda şunları yazıyor:

“Tarihi öğrenmek için coğrafyayı öğrenmeye mecburuz. Amerikan okullarından mezun olan birçok gencin gerçekten coğrafya bakımından cahil olmaları işte bu yüzden moral bozucudur. 2002’de yayınlanan Geography 2001: National Report Card sekizinci sınıf öğrencilerinin yüzde 16’sının Mississippi Nehri’ni haritada gösteremediklerini, … dördüncü sınıftakilerin üçte birinin içinde yaşadıkları eyaleti haritada bulamadıklarını ortaya koymuştur. Nedeni ne? Acaba coğrafya eleştirisel düşünceden çok ezberciliğe dayanıyor sanılıp küçümsendiği için mi? Çok-kültürlülüğü savunanların uluslar arasında hoşlanılmayacak karşılaştırmalara davet çıkaran bir konuya karşı kuşkuyla bakmaları yüzünden mi? Teknolojinin yerküreyi bir ‘küresel köy’ haline getirdiği bir çağda coğrafyanın artık modası geçmiş gibi görünmesinden mi? Yoksa eğitimcilerin coğrafyanın ne kadar önemli olduğunu unutmuş olmaları yüzünden mi?

Bu soruya cevap ne olursa olsun coğrafyanın önemi o kadar açıktır ki kimse buna meydan okuyamaz. Bebek beşiğinden çıktığımız ya da bisikletimizle çevremizi tanımaya başladığımız andan, öğretmen, iş insanı ya da satıcı, çiftçi, mühendis, kamyon şoförü ya da yalnızca tüketici yetişkinler oluncaya kadar hepimiz coğrafyacıyız. Coğrafya, içinde ‘yaşadığımız, hareket ettiğimiz ve var olduğumuz’ dokudur ve bu tartışılamaz bile. Coğrafya her şeyin var olduğu durumdur, bizim hayal ettiğimiz ya da olmasını istediğimiz değil ve tıpkı çocukları büyütürken söylediğimiz matematik ifade gibidir: 2+2=4’dür, 3 ya da 22 değil.”

BİR MEKÂNSAL BİLİM OLARAK COĞRAFYA VE COĞRAFYANIN BİRLİĞİ

Tartışmaları bir kenara bırakırsak, coğrafya nasıl tanımlanırsa tanımlansın, bir mekân bilimidir. Coğrafyada yüzyıllardan beri üzerinde durulan konular ve yöntemlerdeki değişimlerin ışığında ve günümüzde de coğrafyacıların incelediği konulardaki büyük çeşitlilik göz önüne alındığında, coğrafyada çeşitli dönemlerde yapılan tanımlamaların dayandırıldığı çeşitli görüşler vardır ve bunların tümü de mekâna dayanmaktadır.

Coğrafi inceleme, kısaca, “doğal güçler tarafından yaratılmış ve insan eylemiyle değiştirilmiş Dünya’nın incelenmesi”dir. Bu da, doğal olarak, sınırsız büyüklükte ve çeşitlilikte konuların işin içine girmesi demektir. Bu bakımdan, coğrafyada geleneksel iki inceleme alanı ayrılmıştır. Yeryüzünün fiziksel olarak çeşitli kısımları fiziki coğrafyanın konusudur. Çok sık kullanılan bir sınıflandırmayla bu kısımlar litosfer (karalar), hidrosfer (sular), atmosfer (hava) ve biyosfer (bitki ve hayvan yaşamı) olarak ayrılmaktadır. Daha özele inilirse; yeryüzünün şekilleri, toprakları, maden kaynakları, su kütleleri, iklimi ve havası, doğal bitki örtüsü ve yaban yaşamı tek tek ya da bir kombinasyon halinde fiziki coğrafyada araştırma konusu olmaktadırlar. Bunları inceleyen coğrafyanın alt kolları ise fizyografi ya da jeomorfoloji, hidrografya, biyocoğrafya, klimatoloji vb. gibi adlar altında uzmanlık alanları haline gelmişlerdir. Bu durumda da fiziki coğrafyanın jeoloji, hidroloji, biyoloji ve meteoroloji gibi çeşitli başka fiziki bilimlerle ortak ilgi alanları olduğu anlaşılır.

Beşeri coğrafya ise insanlarla ilgili olguları vurgulamasıyla fiziki coğrafyadan ayrılır. Bu bağlamda, beşeri coğrafya, insanı, özelliklerini ve faaliyetlerini çevreleriyle ilişki içinde ve meydana getirdikleri mekânsal örgütlenme biçimiyle incelediği için beşeri coğrafyanın çok daha geniş bir olgular çeşitliliğini göz önüne alması gerektiği söylenebilir. Bunlar arasında nüfus değişimleri, tarımsal üretim ve gıda arzı, hastalıkların ekolojik bağlantısı, kaynakların işletilmesi, çevre kirliliği, bölgesel planlama ve yer ve mekânla bağlantılı sembolizm ve benzeri türde olguların da izlenmesi gerekebilmektedir.

Beşeri coğrafya da fiziki coğrafya gibi kendi içinde kollara ayrılmıştır: “toplumsal” ve “ekonomik coğrafya” olarak ikiye ayrılışı daha çok benimsenmektedir; ancak bu yapaydır çünkü toplumsal ve ekonomik coğrafyalardaki hemen her konu birbiriyle bağlantılıdır. Bunun yanında, “toplumsal coğrafya”, “ekonomik coğrafya” ve “siyasal coğrafya” olarak üçlü ayırımlar; hatta eski kitapların çoğunda “ırklar”ı da ekleyerek dörtlü ayırımlara da rastlanır.

Fiziki ve beşeri coğrafyada araştırma ve incelemelerde genel olarak izlenen birinci yol sistematik ya da konusal olarak anılan yaklaşımdır ki buna alışılmış şekilde “sistematik coğrafya” da denilebilir: örneğin Sanayi Coğrafyası, Tarım Coğrafyası, Klimatoloji ya da Jeomorfoloji ve benzeri gibi. Bu, coğrafyadaki yaklaşımlardan birisini oluşturur.

İkinci yaklaşım ise, fiziki ve beşeri çeşitli elemanları birlikte ele alan ya da bunları birbirleriyle yoğuran yaklaşımdır ki bu da bölgesel yaklaşım ya da “bölgesel coğrafya”dır. Yinelersek, bu iki bakış açısı coğrafyanın alt kollarını değil, coğrafyada yapılacak inceleme ve araştırmalara bir yaklaşım biçimini oluştururlar. Günümüzde coğrafyada daha çok, daha çeşitli konularda “uzmanlaşma”ya ve küreselleşen sorunların çözümüne katkıda bulunmak üzere de “uygulama”ya yönelindiği gözlenmektedir. Bu tür coğrafyaya da “uygulamalı coğrafya” denilmektedir.

Livingstone (1985), coğrafyayı “toplum ve doğayı tek bir açıklayıcı çerçeve içinde bir araya getiren cezbedici bir deneyim” olarak tanımlamıştır. Gerçekten de “ortamı içinde insanı ele alan tek bilim dalı” olan coğrafyanın fiziki ve beşeri şeklinde ikiye ayrılmasının kökleri oldukça eskilere gitmekle birlikte, bu ayırım yalnızca eğitim ve araştırmada kolaylık sağlanması bakımından savunulabilir. Coğrafyada fiziki çevre ile insanı ayrı ayrı düşünmemek gerekir; beşeri ve fiziki çevreler, birlikte coğrafyacının dünyasını oluştururlar.

Aynı şekilde beşeri coğrafyanın alt konuları da araştırma ve uzmanlaşmada yarar sağlamak için bir ayırıma tabi tutulmaktadırlar. Yoksa coğrafi araştırmalarda gerek sistematik (konusal) gerekse bölgesel olsun, incelenen olayın ya da mekân parçasının açıklanmasında rol oynayan unsurların önemlerine göre bir ekonomik faaliyete, bir siyasal olaya ya da beşeri bir etkene verilen ağırlık değişik olacaktır. Örneğin, bir ekonomik coğrafya konusu olan “enerji kaynakları”nın incelenmesinde Ortadoğu petrolleri ele alınırken siyasal coğrafyanın ağırlık kazanmasından kaçınılamaz; ya da “bölgesel” yöntemle bütünüyle Afrika’nın nüfus sorunları ya da kalkınmasının incelenmesi, bu sömürge kıtasının bir zamanların siyasal coğrafyası ele alınmadan yapılamaz.

Beşeri coğrafyanın çok çeşitli alt-alanlara ayrılabildiğini ve sonra bu alt-alanlar içinde de çeşitli konuların inceleme amacıyla seçilebildiğini biliyoruz. Bununla birlikte, beşeri coğrafyanın, faaliyetlerden ve nüfus gibi sayısal durumundan çok doğrudan insanı ele alan ya da bakış açısının merkezini insanın oluşturduğu konularının genelde toplumsal coğrafya ve kültürel coğrafya olarak anıldığı görülür. Bu iki sistematik bakış açısından, beşeri coğrafyacılar, çeşitli konuları ele almaya, incelemeye çalışırlar. Bunlardan toplumsal coğrafya insan toplulukları üzerinde dururken, kültürel coğrafya da insan kültürlerinin rolü üzerinde yoğunlaşmıştır.

Bazı coğrafyacılar “kültürel coğrafya”yı “beşeri coğrafya”ya alternatif bir başlık olarak kullanırlar. Beşeri coğrafya, kültürel coğrafyayı da içine alan çok daha geniş bir bilim dalıdır ve bu yüzden de fiziki coğrafyanın tam karşıtı olmaya daha uygun düşmektedir. Beşeri coğrafyanın artık iyice uzmanlaşmış kısımları arasında, bu kitap içinde bazılarını daha ayrıntılı bir şekilde ele alacağımız nüfus coğrafyası, yerleşme coğrafyası, tarihi coğrafya, kültürel coğrafya, siyasal coğrafya ve ekonomik coğrafya başta gelmektedir. Beşeri coğrafyada uzmanlaşan coğrafyacılar, tarihçi, antropolog, siyasal bilimci ve iktisatçı gibi başka sosyal bilimci ve beşeri bilimcilerle ortak ilgi alanlarına sahip bulunmaktadırlar.

Beşeri coğrafyanın, insanın çevreyi algılamasından başlayarak kültürel özellikleri, kültürel etkileme ve etkilenmesi, kültürel farklılıkları, insan topluluklarının doğum-hastalık-ölüm gibi demografik özellikleri, oluşturdukları kırsal ve şehirsel yerleşmeler, insanın çevreyi değiştirmesi ve sonuçta da yarattığı sorunlar gibi çeşitli konuları belirli başlıklar altında bu kitabın konularını oluşturacaktır.

Her bilim, günlük dilde de kullanılan, kendi temel kavramlarına sahiptir: Fizikte kütle, enerji; kimyada element; iktisatta arz ve talep; biyolojide organizma gibi. Aynı şekilde, coğrafyada da en temel olan kavramlar vardır: Bu temel kavramlar günlük dilde de sık sık kullanılan fakat coğrafya için anlamları bundan daha geniş olan lokasyon, yer, bölge ve mekândır. Başka hiç bir bilim dalında mekân dünyaya yaklaşımda ve onun tanımlanmasında bu kadar merkezi bir rol üstlenmemiştir. Ancak, mekânı tartışmak için en iyi sayılabilecek tek bir kavramsal şema da yoktur önümüzde.

Coğrafyada metodoloji çalışmalarıyla tanınan, insanda saklı coğrafi güdüleri ve coğrafya tutkusunu ifade etmek üzere Homo geographicus (coğrafi insan) terimi bile öne sürülmüştür. Zaman zaman çevre sözcüğüyle de eş anlamlı olarak kullanılan mekân, insanın yerde, yerin derinliğinde ve uzaya doğru tüm çevresini üç boyutlu olarak kapladığından, çevreden çok daha geniş bir anlama sahiptir ve içine psikolojik, toplumsal ve ekonomik anlamaların da katılmasıyla yalnızca fiziksel bir anlam taşımaktan da uzaklaşmaktadır.

Mekân kavramlarının çeşitliliği yüzünden, coğrafyacılar da çeşitli mekân ayırımlarına gitmişlerdir. Örneğin, hiyerarşik düzende matematik, fiziki (mutlak), toplumsal-ekonomik, davranışsal ve deneysel mekânlar şeklinde bir ayırım yapılmıştır (daha önce “çevre” ile ilgili olarak da yapıldığı şekilde). Mekân, içinde yaşayanlar tarafından algılanan ve değerlendirilen düzlemdir, ufuktur; mekânı yalnızca geometrik olarak tanımlamak, bazı coğrafyacıların dediği gibi, insan deneyiminin anlaşılmasına yanlış bir yaklaşım olacaktır. Mekân, yaşamın gelişmesinde zaman kadar vazgeçilemezdir.

İnsan, yalnızca fiziki mekân ya da çevreyle değil, diğer insanlarla karşılıklı etkileşim halinde olduğu için, toplumsal mekân ya da çevreyle de ekonomik, toplumsal ve siyasal ilişkiler içindedir. Bu karşılıklı etkileşim, insanların gittikçe artan bir orandaki kısmını, özellikle kasaba ve şehirlerde yaşayanları, fiziki çevrenin doğrudan etkisinden ayıran bir mekân oluşturmuştur. Özellikle 1960’lardan itibaren beşeri coğrafyada araştırma ve incelemeler insanın meydana getirdiği mekânlar, bunların çevreden etkileniş şekilleri, dolayısıyla da toplumun mekânı nasıl örgütlediği üzerinde yoğunlaşmıştır.

Mekân, insanın bütün faaliyetlerinin gerçekleştirildiği, tüm deneyimlerinin yaşandığı yerdir. Bir mekân bilimi olan coğrafya da öteden beri odak noktası olarak, “mekânın insan deneyimi ve anlamı ile zenginleşmiş şekli” olan yere önem vermiştir. Her birey/kişi için önce bir “doğal yer” vardır ve burası “onun kişisel referans sisteminde sıfır noktası” olarak alınır. Her kişi odadan başlayıp, eve, mahalleye, şehre, bölgeye ve ülkeye doğru uzanan bir dizi iç içe geçmiş “katmanlar” ya da halkalar halindeki yaşam mekânlarıyla çevrilidir. Bu katmanlara ek olarak da yaşamında “ayrıcalıklı yerler” vardır –tüm diğerlerinden farklı olan, tıpkı “insanın doğduğu yer ya da ilk aşkını hatırladığı yer ya da gençliğinde ilk ziyaret ettiği yabancı ülke şehri” gibi.

Mekânla ilgili araştırmalar bir mekânsal sistem meydana getiren, birbiriyle ilişkili elemanlar dizisini incelemeye yönelmiştir. Böylece, çoğu kez karmaşık bir yapıda olan mekânın nasıl örgütlendiğinin anlaşılması ve ona bağlı olarak da düzenlenmesine gitmek mümkün olmaktadır. Aslında, bilim dünyasında ortak olarak beliren bir görüşe göre “gerçek”in incelenmesinde üç yol vardır:

(1) Benzer olaylar arasındaki ilişkiler (doğa bilimleri);

(2) zaman  içindeki gelişme (tarih); ve

(3) olayların mekândaki düzeni (coğrafya).

Örneğin ünlü filozof Kant’a göre bunlardan en önemlisi coğrafyadır; çünkü insanın kendi dışındaki karmaşık gerçekle ilk ve doğrudan temasının sonucunu yansıtır.

Toplumun mekânsal yapısının incelenmesinin de yakın yıllarda gittikçe daha önemli hale gelmesiyle, çoğu araştırmacı da “mekânı içindeki insan”ın incelenmesini coğrafi araştırmanın odak noktası olarak görmeye başlamıştır.

Coğrafya’da bir çok temel kavramlar vardır. Örneğin, mekân, lokasyon, yer, manzara (peyzaj ya da coğrafi görünüm), ortam, çevre, algılanan çevre, mekansal değişim, mekansal etkişeşim, mekansal dağılım, mekansal analiz, harita, ölçek ( yerel ve küresel yaklaşım gibi).

Bu temel kavramların hepsi kapsamlı ve derin anlamlara sahiptir. Farklı yaklaşım ve farklı paradigmalara göre farklı anlamlar kazanabilir. Örneğin varoluşçu coğrafyacılar içim mekân insanın iç dünyası ile daha çok ilgili iken bir Marsist ya da yapısalcı coğrafyacılar için mekân toplumsal eşitsizliğin üretildiği bir yer olabilir.

Yukarıda ifade edilen kavramlar ve daha bir çok kavram coğrafya için önemlidir. Ancak pedogojik (eğitim) açısından öğrencilerin kavramlar arasında kaybolmasına sebep olabilmektedir. Bu yüzden ‘Amerikan Coğrafya Derneği’nin belirlediği “coğrafya’da temel 5 kavram” coğrafya eğitimine yeni başlayanlar için oldukça faydalıdır. Bunlar:

1.Lokasyon (Location)

2.Yer (place)

3.İnsan/çevre etkişimi (human/environment interaction)

4.Hareket (movement)

5. Bölgeler (regions)

Örnek Çalışma

BEŞERİ COĞRAFYA’DA BEŞ TEMEL KAVRAM: NEVŞEHİR ÖRNEĞİ

Lokasyon

Nevşehir’in mutlak lokasyonu 38 derece kuzey enlemleri ve 34 derece doğu meridyenleridir. Nevşehir, doğusunda Kayseri, güney ve güneybatısında Niğde, kuzeybatısında Kırşehir, kuzey ve kuzeydoğuda Yozgat ile çevrilidir. Doğudan batıya doğru çukurluğu artan Kızılırmak Vadisi’nin ikiye ayırdığı Nevşehir, güney ve kuzey bölgelerine gidildikçe yükselen bir konuma sahiptir. Nevşehir, Kayseri ve Ankara gibi büyük şehirlere yakındır.

Yer

Türkiye’de volkan topoğrafyası denildiğinde en öne çıkan yerlerden birisi Nevşehir’dir. Peribacaları denildiği zaman hem Türkiye’de hem de dünyada bir çok insanın aklına hemen Kapadokya ve dolayısıyla Nevşehir gelmektedir. Kapadokya Nevşehir ili merkezde olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerinin bazı yerlerini içine almasına rağmen, Kapadokya denildiği zaman herkesin aklına Nevşehir ve daha özelde ise Ürgüp ve Göreme gelmektedir. Peri bacaları, yeraltı şehirleri, vadi gibi kendine özgü yeryüzü şekillerine sahip olması Nevşehir’i bir turistik yer haline getirmiştir. Bu yüzden dünyanın bir çok yerinden insanlar Nevşehir’e gelmektedir. Bu ilginç ve eşsiz doğa harikası yerleri gezmenin haricinde balona binmek, ata binmek gibi aktiviteler de bu yere ayrı bir anlam katar. Nevşehir’in tarihinde en önemli kişilerden birisi olan Damat İbrahim Paşa şehir için oldukça önemlidir. Eski ismi Muşkara olan bu küçük köy zamanla Osmanlı sadrazamı olan Damat İbrahim Paşa’nın şehri yeniden imar ettirmesi ile gelişir ve yeni ismini alır: “Nevşehir”.

İnsan-çevre etkileşimi

Nevşehir’in doğal özelliklerinden birisi olan arazi yapısı geçmişten günümüze kadar bir çok şeyi etkilemiştir. Derinkuyu, Kaymaklı gibi yeraltı şehirlerinin varlığı, kayaların içine oyulmuş meskenler, klisiler, güvercinlikler; evlerin altına açılmış kiler tarzı depolar; günümüzde de ticari amaçlı açılan soğuk hava depoları insan-çevre etkileşimene en güzel örneklerden birisidir. İrili ufaklı depolarda yıl boyu saklanan limon ve patates gibi ürünler aynı zamanda yerel ile küresel unsuların da birleştiği bir yerdir. Yakın zamanda Antalya-Kayseri arasında hızlı trenin inşa edilecek olmasına “insan ve çevre etkileşimi” perspektifinden bakıldığı zaman Nevşehir’in düz bir yer olması bu bölgede ulaşım altyapısının daha kolay ve daha az masraf ile olacağının göstergesidir.

Hareket

Hem Türkiye’den hem de dünyanın bir çok yerinden Nevşehir’e turist gelmektedir. Turizm faaliyeti bölgenin ekonomisine katkı yaptığı kadar aynı zamanda yaşam tarzını da etkilemektedir.

Türkiye’nin bir çok yerinden limon ve patates yıl boyunca saklanmak amacıyla Nevşehir’deki soğuk hava depolarına getirilmektedir. Bu ürünler daha sonra Türkiye ve yurt dışındaki Suriye, Irak, Bulgaristan, Azerbaycan gibi bazı pazarlarda satılmaktadır. Bu depolar vasıtasıyla Nevşehir’in ekonomisi, emek gücü, nakliye gibi alanlarda hareketlilik olmaktadır.

Türkiye’nin her şehrine bir üniversite açılması çerçevesinde 2000 yılında Nevşehir şehrinde bir üniversite kurulmuştur. Günümüzde yaklaşık 15 bin öğrenci olan üniversiteye Türkiye’nin bir çok şehrinden öğrenci gelmektedir. Son yıllarda artarak devam eden bu öğrenci hareketi şehri ekonomik, sosyal, kültürel vb bir çok alanda etkilemektedir.

Bölge

Nevşehir, Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde bulunmaktadır. Daha spesifik olarak Orta Kızılırmak bölümünde bulunur. Nevşehir’in de içinde yer aldığı Kapadokya Bölgesi’nin sınırları antik dönemde güneyde Kilikya, kuzeyde Karadeniz, doğuda Malatya-Elazığ, batıda ise Konya’ya dek uzanırken; günümüzde ise Kapadokya denilince Nevşehir, Niğde, Aksaray, Kayseri, Kırşehir illerini içine alan bölge anlaşımaktadır. Kapadokyadaki turistik yerlerin çok olması sebebiyle burası bir turistik bölgedir.

 


Ders sonunda cevabı aranan sorular

1.Coğrafya nedir ve coğrafyacı kime denir?

2.Coğrafya’nın temel kavramları nelerdir?

3.“Coğrafya dualistik (ikili) bir bilimdir” ifadesi ne anlama gelir?

4.“Beşeri coğrafyadaki beş temel kavram”ı esas alarak dünya üzerindeki bir yeri anlatınız.

          Okumalar:

Özgüç ve Tümertekin’in “Coğrafya, Geçmiş, Kavramlar ve Coğrafyacılar” adlı kitabının önsözü

          Not: Bu notlar büyük ölçüde Prof. Dr. Nazmiye Özgüç’ün ders notlarından uyarlanmıştır.