Bir Arazi Çalışması Ardından

Ahmet Haşim, “geçici şair” der seyyahlar için ve gezi yazıları ile şiiri akraba sayar. Şüphesiz bu yazı bir gezi yazısı değil. Bir de şu var; gezilen yerleri ayrıntılı bir şekilde yazmak ya da o an kaleme almak sanki gereksiz fazlalık gibi geliyor bana. Gürültülü bir kalabalığın içinde konuşmak nasıl mümkün değilse her yerin turistik olduğu günümüzde yerler hakkında bilgi vermek beyhude bir yük.

Bir arazi çalışmamız oldu. Güzel ve eğlenceli idi. Bursa Cumalıkızık’tan başlayıp Denizli Pamukkale’de biten dört günlük bir gezi. Bir sürü yere uğradık ama onlardan bahsedecek değilim. Arazi çalışmasında öne çıkan mekan pratiklerinden bahsedeceğim; Rehberlik, öğretme, eğlenc gibi pratikler bir arazi çalışmasında birbirine girmiş şekildedir ve her an biri öne çıksa da hepsi yanyana ilerler. Ancak ben iki duruma dikkat çekeceğim;

1- Öğretme ve öğrenme arasında bir yerlerde, öylece, etrafı gezinirken, nedense öğrencilere bir şey anlatınca işin büyüsü kaçıyormuş gibi geliyor bana. Oysa bir yerde oturup, etrafı içinde hissetmeyi seven biri olarak kalabalık bir grup ile gezmek bana göre değil. İşin içine görülen yerleri anlatmak girince, bir anda çevre nesneleşiyor ve bir mesafe giriyor araya. Zaten çoğu yerin turistik olması, gezilen yerleri ziyadesiyle tüketilen bir eşya haline getiriyorken, buna ilave olarak, öğretme kaygısı ilk kez görülen yer ile bağ kurmayı zorlaştırıyor. Bütün bunlara rağmen, birkaç öğrenciyle Hierapolis Antik Şehri’ndeki amfitiyatro’ya çıktığımızda, bir köşede oturup, mekanı, o an esen rüzgar eşliğinde hissetmek diye bir şey var. Çok kısa da olsa, zaman o an durdu gibi. İşin güzel tarafı, öğrenciler de o an benzer durumdaydı. Bir büyülenme hali. Grubun çoğu aşağıda kaldığı için sayıca azdık. Gezi boyunca sürekli fotoğraf çekilirken o an orda,kısacık bir an da olsa kimsenin aklına fotoğraf çekmek gelmedi. Eğer gezilen yer ile hemhal olmak diye bir şey varsa, benim için bu durum amfitiyatroda oldu. Her şeye rağmen kalabalıklar içinde bile bir an zaman ve mekan ötesine akabiliyor insan.

2. Her bakan görmez derler ya hani, bir de yeni bir olgu olarak, görünmek diye bir şey var. Bu iyi mi kötü mü bilmem ama eskinin iç ve dış ayrımı açıklamıyor hiç bir şeyi. Görünme kaygısı yüzeysel deyip hüküm verebiliriz ama o kadar basit değil. Kendi adıma konuşursam, gezdiğim çoğu yere dair fotoğrafım yok. Ve sanırım kimsenin bilmemesi fikri, hala, hoşuma gidiyor. Çünkü özel olanın özelde kalması her şeye rağmen güzel. Arazi çalışması dönüşünde çoğu öğrencinin, “ne kadar da çok eğlenmişsiniz” ifadesi, benzer durumlarda duyulan bir şey. Eskiden farklı olarak, eylemler anlık paylaşılıyor. Hikayeler anlık akıyor ve onlar eş zamanlı olarak görünüyor. Yanımızda olmayanlar da yanımızda. Bir anlıkta olsa görüyor ve görünüyoruz. Yanyanayız. Gerçekten öyle mi acaba. Gezi sadece bu kadar mı? Malum, görsellik ve anlık olan çağın revaçta olan şeyleri. Yine de sel gider kum kalır misali, bütün bu bolca görsellikten ve anlık paylaşımlardan geriye bir şeyler kalsın ister insan. O yüzden, bir gezinin sonunda, söz uçar yazı kalır lafını uyarlayıp görüntü uçar ve geriye yine de yazı kalır diyebiliriz. Kısaca, bence her yeri görüntünün sarması bizi yanıltmasın, insan yine “metin” arıyor. İyi bir metin. Misal, amfitiyatroda yaşadığım anı, kısacık anı, anlatmaya kelimeler kifayetsizken, o an çekilen bir selfie ne anlatabilir ki!..Kim bilir ikisi de sonsuz hallerimizin farklı ve içiçe geçmiş yansımalarıdır.